EDİTÖRDEN:
2024 yılı tüm hukuk alanları ve tüm sektörler için çok önemli gelişmeleri getirdi. Bu gelişmeler sadece yeni regülasyonlarla sınırlı kalmadı ve yeni teknolojik gelişmelerin hukuka etkileri de güçlü şekilde hissedildi. Bu dönüşüm, hukukun ve toplumun her alanında yeni gelişmeleri tetikledi. Bu dönüşümün hukuktaki yansımalarının 2025 yılında da devam edeceğini bekliyoruz.
Bu sayımızda, enerji sektöründeki üç kayda değer gelişmeyi ele aldık; nükleer alanında küçük modüler reaktörler, yenilenebilir enerjiye yönelik dönüşüm için ihtiyaç duyulan kritik madenler ve mobilite ile ulaştırmaya kapsamlı etkileri nedeniyle, elektrikli araçlar. Bu alanlardaki hukuki ve teknolojik gelişmelerin 2025 yılında da hız kesmeden devam edeceğini tahmin ediyoruz.
Keyifli okumalar dileriz.
Hergüner, Bilgen, Üçer
KÜÇÜK MODÜLER REAKTÖRLER
Günümüzde iklim krizine yönelik farkındalık arttıkça, geleneksel fosil yakıtların yerine alternatif enerji kaynaklarına olan ilgi de artmaktadır. Nükleer enerji, düşük karbon emisyonu, yüksek enerji yoğunluğu sağlaması ve uzun vadede maliyet avantajı sunması gibi özellikleriyle, fosil yakıtlara olan bağımlılığı azaltan bir seçenek olarak öne çıkmaktadır. Ancak, nükleer santrallerin kurulumu yüksek maliyet gerektirdiğinden, son yıllarda küçük modüler reaktörler (small modular reactors "SMR") bu alandaki ilginin merkezi haline gelmiştir.
- SMR NEDİR?
SMR'ler, atomların bölünmesi ile enerji açığa çıkardığı nükleer fizyon sürecini başlatan ve kontrol eden reaktörlerdir. 300 MW(e)'ye kadar güç kapasitesine sahip ve günlük 7,2 milyon kWh enerji üretebilen bu reaktörler, geleneksel nükleer reaktörlerin yaklaşık üçte biri kadar bir elektrik üretim kapasitesine sahiptir. Düşük karbon salınımı ile elektrik üreten SMR'ler, modüler yapıları sayesinde fabrikada monte edilip bağımsız birer ünite olarak taşınabilir ve birden fazla SMR birleşerek büyük nükleer enerji santralleri oluşturabilir.
SMR'ler, 10 megavat (MWe) ile 300 MWe arasında değişen elektrik üretim kapasitesine sahip olup, hafif su, sıvı metal veya erimiş tuz gibi farklı soğutucularla çalışabilir. Bu özellikleri ve sağladıkları pasif güvenlik sistemleri sayesinde, dünya çapında birçok şirket SMR projelerine yatırım yapmaktadır.
- AVANTAJLARI
SMR'lerin avantajları, küçük ve modüler yapılarından kaynaklanmaktadır. Daha küçük bir alan kapladıkları için, büyük nükleer santraller için uygun olmayan bölgelerde dahi kurulabilir ve SMR'ları oluşturan prefabrike üniteler, fabrikada üretilerek sahada monte edilebilir. Bu özellik, inşaat sürecini büyük reaktörlere kıyasla daha ekonomik hale getirir ve SMR'lerin artan enerji talebine göre kademeli olarak devreye alınabilmesine olanak tanır.
SMR'ler, enerjiye erişimi zorlaştıran altyapı sınırlamaları, kırsal bölgelerdeki sınırlı şebeke erişimi ve yüksek bağlantı maliyetleri gibi engelleri aşabilmektedir. Mevcut bir şebekeye uyum sağlayabilen veya daha düşük maliyetli kurulumları sayesinde şebekenin erişemediği alanlarda da kullanılabilen bu reaktörler, sanayi sektörüne ve tüketicilere düşük karbonlu enerji sağlamaktadır. Özellikle mikroreaktörler, 10 MW(e)'ye kadar elektrik üreterek temiz, güvenilir ve uygun maliyetli enerjiye erişimin zor olduğu bölgeler için kayda değer bir seçenektir.
Geleneksel reaktörlerle karşılaştırıldığında, SMR tasarımları daha basit pasif güvenlik sistemleri üzerine kuruludur. SMR'lerin güvenlik konsepti çoğunlukla pasif sistemlere, düşük güç ve düşük işletme basıncı gibi reaktörün doğasında bulunan güvenlik özelliklerine dayanır. Bu özellikler, harici insan müdahalesine olan bağımlılığı azaltır. SMR'ların tesis koruma sistemlerinin tasarımları, uçak kazaları gibi diğer ciddi tehditlere dayanabilecek tedbirleri içerir. Bu pasif sistemler, insan müdahalesine gerek duymaksızın doğal dolaşım, konveksiyon ve yerçekimi gibi fiziksel prensiplerle çalışır. SMR'ların bir diğer güvenlik avantajı ise, tasarımı geleneksel reaktörlere göre daha küçük olduğu için çekirdeklerinin aşırı ısınmasını önlemek daha kolaydır. SMR'lerin yakıt ihtiyacı düşük olup, bazı modeller 30 yıla kadar yeniden yakıt ikmali gerektirmeden çalışabilecek şekilde tasarlanmıştır.
- DÜNYA GENELİNDE SMR
SMR teknolojisine ilgi, hem özel sektörde hem de devletler tarafında gittikçe artmaktadır. Dünya'nın ilk yüzer nükleer enerji santrali olan ve Mayıs 2020'de ticari faaliyetine başlayan Rus Akademik Lomonosov'u, iki adet 35 MW(e) SMR'den enerji sağlamaktadır. Diğer SMR'ler Arjantin, Kanada, Çin, Rusya, Güney Kore ve Amerika Birleşik Devletleri'nde yapım aşamasında veya lisanslandırma sürecindedir.
Dünya genelinde geliştirilen 80'den fazla ticari SMR tasarımı, elektrik, hibrit enerji sistemleri, ısıtma, suyun tuzdan arındırılması ve endüstriyel uygulamalar için buhar sağlama gibi farklı uygulamalara yönelik çözümler içermektedir. Dünya genelinde faaliyette olan ve inşaat sürecinde olan başlıca SMR'lara aşağıdaki tabloda yer verilmiştir:
Dünya Genelinde Faaliyette Olan SMR'lar |
|||
İsim |
Kapasite |
Tip |
Geliştiren Ülke |
CNP-300 |
300 MWe |
PWR1 |
SNERDI/CNNC, Pakistan & Çin |
PHWR-220 |
220 MWe |
PHWR2 |
NPCIL, Hindistan |
EGP-6 |
11 MWe |
LWGR3 |
Bilibino, Sibirya |
KLT-40S |
35 MWe |
PWR4 |
OKBM, Rusya |
RITM-200 |
50 MWe |
Entegre PWR5, sivil deniz |
OKBM, Rusya |
Dünya Genelinde İnşa Sürecinde Olan SMR'lar |
|||
İsim |
Kapasite |
Tip |
Geliştiren Ülke |
CAREM25 |
27 MWe |
Entegre PWR6 |
CNEA & INVAP, Arjantin |
HTR-PM |
210 MWe |
İkiz HTR7 |
INET, CNEC & Huaneng, Çin |
ACP100/Linglong One |
125 MWe |
Entegre PWR8 |
CNNC, Çin |
BREST |
300 MWe |
Kurşun FNR9 |
RDIPE, Rusya |
Amerika Birleşik Devletleri'nde 1974'te kurulan ABD Nükleer Düzenleme Komisyonu (the U.S. Nuclear Regulatory Commission "NRC") ticari nükleer enerji santrallerini ve nükleer tıp gibi nükleer maddelerin diğer kullanımlarını lisanslama, denetleme ve teknik gerekliliklerini düzenleyen kurumdur. NRC, son birkaç yıldır SMR tasarımlarına ilişkin faaliyet lisans başvuru süreçlerinin devam ettiğini ve Eylül 2020'de NuScale Power, LLC şirketinin SMR tasarımına onay verdiğini açıklamıştır. NRC'nin onay verdiği tasarım, hafif su teknolojisini kullanmaktadır. Her bir modül, 77 MWe elektrik enerjisi sağlamaktadır. 6 Nuscale Power Modülü (NPM) barındırmaktadır. Bu tasarımın uygulanması için öngörülen US460 projesi ile ise toplam 462 MWe kurulu güce erişilebilecektir.
İngiltere merkezli Community Nuclear Power Limited, ülke genelinde dört adet AP300 SMR inşa etmek üzere Amerikan şirketi Westinghouse ile stratejik bir anlaşma imzalamıştır. Bu anlaşma kapsamında Westinghouse'un gelişmiş AP300 teknolojisinin İngiltere'de konuşlandırılması planlanmakta olup, bu proje, özel sektör tarafından finanse edilen Birleşik Krallık'ın ilk SMR kapasitesini oluşturacaktır. Westinghouse, Aralık ayında sekiz yıl boyunca su kullanmadan enerji üreten yenilikçi bir mikroreaktör geliştirmiş ve Kanada'da bu reaktör için onay almıştır. 2030 yılına kadar faaliyete geçmesi hedeflenen dört reaktör, Birleşik Krallık'ın enerji portföyünü çeşitlendirmede ve enerji güvenliğini artırmada önemli bir adım olarak görülmektedir.
Avrupa Birliği'nde ise Euratom Araştırma ve Eğitim Programı (2021-2025) kapsamında SMR'ler üzerine araştırma ve geliştirme faaliyetlerini desteklemektedir. Program, nükleer güvenlik, emniyet, güvenlik tedbirleri, radyasyon koruması ve radyoaktif atık yönetimi gibi konular ile nükleer güç teknolojisiyle ilgili becerilerin geliştirilmesine odaklanmaktadır. 2030'ların başına kadar ilk SMR projelerinin başarıyla hayata geçirilmesini sağlamak ve böylece Avrupa'yı küresel rekabette güçlü bir konuma getirmek amacıyla, Komisyon Şubat 2024'te Avrupa SMR Sanayi İttifakı'nı oluşturmuştur.
- SMR ve TÜRKİYE
Türkiye'de ulusal enerji hedefleri doğrultusunda ve karbon emisyonlarını azaltmak amacıyla, konvansiyonel nükleer projelere ek olarak SMR teknolojisi de ilgi çekmektedir. 2020 yılında, Elektrik Üretim Anonim Şirketi'nin ("EÜAŞ") bir yan kuruluşu olan EUAS International ICC (yeni adı Türkiye Nükler Enerji A.Ş. "TÜNAŞ") ile Rolls-Royce arasında SMR'lerin teknik, ekonomik ve yasal fizibilitesini ve üretim kapasitelerini değerlendirmek üzere bir mutabakat zaptı imzalanmıştır. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 2023 yılında Rolls-Royce Grubu ile SMR üzerine işbirliği hakkında görüştüklerini açıklamıştır.
TÜNAŞ, Türkiye mikro ve küçük modüler nükleer reaktörlerin geliştirilmesine yönelik yeni bir atılım başlattığını açıklamıştır. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'na bağlı Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu ("TENMAK"), 29 Ekim 2023'te bu reaktörlerin tasarımı, güvenliği, yakıt yönetimi ve dijital ikiz-makine öğrenimi gibi alanlarda yapılan projelere 5 milyon TL'ye kadar finansman sağlayacağı açıklanmıştır. Aynı açıklamada, günlük 5 bin ila 150 bin konutun enerji ihtiyacını karşılayabilecek bu reaktörler, afet durumlarında taşınabilirlik özellikleriyle afet bölgelerine hızlıca kurulabilecek ve çevre dostu bir enerji kaynağı olarak "yeşil enerji" sınıfında değerlendirileceği ifade edilmiştir. Kamu, özel sektör ve üniversitelerden oluşan gruplara, projelerini TENMAK'a sunabilme imkânı tanınmıştır.
Enerji Bakanlığı'nın enerji politikası vizyonu doğrultusunda, 2050 yılına kadar toplam 20 GW nükleer enerji kapasitesine ulaşılması ve bunun yaklaşık 5 GW'lık kısmının SMR'ler tarafından sağlanması planlanmaktadır.
Türk mevzuatı, henüz SMR'lerle ilgili özel bir düzenleme içermemektedir. Genel anlamda, Türkiye'deki nükleer faaliyetler 7381 sayılı Nükleer Düzenleme Kanunu kapsamında yer almakta olup, Nükleer Düzenleme Kurumu'nun denetimi altında gerçekleştirilmektedir. Ayrıca, nükleer kaynaklar kullanılarak yapılan elektrik üretim faaliyetleri de Elektrik Piyasası Kanunu uyarınca lisans yükümlülüğüne tabidir. SMR'lara yönelik özel bir düzenlemenin bulunmaması halinde, Türkiye'deki SMR projeleri, geleneksel nükleer santrallere uygulanan genel hükümlere tabi olacaktır.
YEŞİL DÖNÜŞÜMÜN ARDINDAKİ GÜÇ: KRİTİK MİNERALLER ENERJİNİN GELECEĞİNİ VE KÜRESEL DİNAMİKLERİ NASIL ŞEKİLLENDİRİYOR?
Bakır, lityum, nikel, kobalt ve nadir toprak elementleri ("NTE") gibi kritik mineraller, elektrikli araçlar, yüksek teknoloji ürünleri ve sürdürülebilir enerji üretimi gibi modern teknolojilerin gelişiminde önemli bir yere sahiptir. Dünya yenilenebilir enerji kaynaklarına ve enerji tasarruflu teknolojilere yöneldikçe, kritik minerallere olan talep de hızla artmaktadır. Örneğin, güneş panelleri, rüzgâr tribünleri, elektrikli araçlar, enerji tasarruflu aydınlatmalar ve hatta akıllı telefonlar için bu kritik minerallere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu sebeple, gelecekteki ekonomik ve çevresel sorunları yönetebilmek için kritik minerallerin önemini ve beraberinde getirdiği riskleri anlamak çok önemlidir.
- Hangi Mineraller Kritik Olarak Sınıflandırılır?
Küresel anlamda hangi minerallerin kritik olarak kabul edileceğine dair yeknesak bir ölçüt bulunmamaktadır. Ancak, bazı ülkeler tarafından aşağıda sayılan özellikler, minerallerin sınıflandırılmasında belirleyici olarak kabul edilmektedir:
- Birleşik Krallık: Birleşik Krallık politikasına göre kritik mineraller ekonomi için önemli olan ve tedarik riskiyle karşı karşıya olan minerallerdir.
- Kanada: Kanada hükümetinin stratejisi, bir mineralin Kanada'nın ekonomik güvenliği için zaruri olması ve tedariğinin tehdit altında olması veya ulusal düşük karbon dönüşümü için gerekli olması durumunda kritik kabul edildiğinin altını çizmektedir.
- Avrupa Birliği ("AB"): Avrupa Komisyonu, yeşil ve dijital dönüşümler ile savunma ve uzay sanayi için hayati öneme sahip 34 tane kritik hammadde ve 17 tane stratejik hammadde olmak üzere, mineralleri iki listede sınıflandırmaktadır.
Kritik minerallerin listesi ülkeden ülkeye farklılık gösterse de genel anlayış, sınırlı ikamesi olan, stratejik öneme sahip ve kaynakları belirli bölgelerde yoğunlaşmış olan minerallerin kritik mineraller olarak kabul edileceği yönündedir. Türkiye'de ise henüz bir kritik mineral tanımı mevzuatta yer almamıştır.
- Kritik Minerallere İlişkin Politikalar
Geçtiğimiz 10 yılda AB, fosil yakıtlar gibi enerji kaynaklarından yenilenebilir enerji kaynaklarına geçişe odaklanmıştır. 11 Aralık 2019'da Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula Von Der Leyen, 2050 yılına kadar net sıfır sera gazı emisyonu ile Avrupa'yı dünyanın ilk iklim nötr kıtası haline getirmeyi amaçlayan ve AB'nin yeni büyüme stratejisi olan Avrupa Yeşil Mutabakatı'nı duyurmuştur. Bu enerji dönüşümünün arkasındaki motivasyon, iklim değişikliği ve sürdürülebilirlikle ilgili artan endişeler olmakla birlikte, Covid-19 döneminde ve Rusya'nın Ukrayna'yı işgali akabinde yaşanan enerji krizinde olduğu gibi, fosil yakıt arzında yaşanan risklerden de bir kaçınma çabasıdır.
Enerji dönüşümü ve yenilenebilir enerji yatırımları özellikle rüzgâr ve güneş enerjisine odaklanmaktadır ve bu durum kritik minerallere olan talebi artırmaktadır. Talepteki bu artış, güneş enerjisi santralleri, rüzgâr çiftliği ve elektrikli araçların yapımları sırasında geleneksel fosil yakıt temelli sistemlere göre daha fazla kritik minerallere ihtiyaç duyulmasından kaynaklanmaktadır. Örneğin bir rüzgâr çiftliği, bir doğalgaz santralinden dokuz kat daha fazla kritik mineral kaynağına ihtiyaç duymaktadır ve elektrikli bir araç için benzinle çalışan bir araçtan altı kat daha fazla kritik mineral kullanılması gerekmektedir. Türkiye, iklim kriziyle mücadele edebilmek ve Avrupa Yeşil Mutabakatı'yla uyumlu enerji dönüşümünü sağlamak için harekete geçen ülkelerden biridir. Yenilenebilir enerji sektörünü düzenleyen temel düzenlemeler, 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun'dur. Bunun yanında, 2011'de Türkiye, yenilenebilir enerji yatırımlarını desteklemek amacıyla Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'nun gözetiminde Yenilenebilir Enerji Kaynaklarını Destekleme Mekanizması'nı (YEKDEM) kurmuştur. 2013'te ise Türkiye Cumhuriyeti Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu, Rüzgâr Enerjisi Santrali Teknolojilerinin Geliştirilmesi (MİLRES) ve Güneş Enerjisi Teknolojilerinin Ülkemize Kazandırılması (MİLGES) projelerini başlatmıştır. Öte yandan Türkiye, elektrikli ve hibrit araçların yerli üretimi ve elektrikli ve hibrit araçlara yatırım konusunda adımlar atmıştır. Bu kapsamda 2018 yılında yerli bir araç markası TOGG tanıtılmıştır. Markanın hedeflerinden biri, yeşil dönüşüm ile uyumlu sürdürülebilir bir mobilite ekosistemi yaratmaktır. Elektrikli araçların üretim süreci, büyük oranda lityum, kobalt ve nikel gibi kritik minerallere bağımlıdır. Dolayısıyla, elektrikli araçların üretiminin ve bu alanda yatırımların artması Türkiye'nin kritik minerallere olan talebini de orantılı olarak artırmaktadır.
- Çevresel ve Ekonomik Etkiler
Kritik minerallerin arz istikrarının koruması büyük önem taşımaktadır ancak bu talebi karşılamak için artan madencilik faaliyetleri ciddi çevresel sonuçlar doğurabilmektedir. Uluslararası Enerji Ajansı'na (UEA) göre maden çıkarma ve işleme faaliyetleri dikkatli bir şekilde yönetilmediği takdirde arazi kullanımının değişmesi, su yoksunluğu ve atık oluşumu gibi çevresel sonuçlara sebep olabilir. İnsanların araziyi yapılandırma ve kullanma şeklindeki değişiklikler, genellikle nesli tükenmekte olan türler için doğal habitatın yok olması ve yerel halkın yer değiştirmesi gibi biyo-çeşitliliği ve sosyal istikrarı olumsuz yönde etkileyebilecek sonuçlara da yol açabilir. Madencilik faaliyetleri, büyük hacimlerde su tüketimi gerektirdiği için hâlihazırda su sıkıntısı çeken bölgelerde aşırı madencilik de bir sorun teşkil edebilecektir.
Yukarıda bahsedilen çevresel ve sosyal riskler, madencilik faaliyetlerine karşı kamuoyunun muhalefetine sebep olabilir ve bu durum kritik mineraller tedarik zincirlerinin uzun vadeli istikrarını etkileyebilir. Bu nedenle, ülkemizde sürdürülebilir madenciliği teşvik eden çevresel düzenlemeler ve çevre kirliliğini minimize edecek teknolojilere yatırım önceliklendirilmelidir. Buna ek olarak, potansiyel sosyal çekinceleri ele almak için stratejiler ve politikalar geliştirilmeli ve toplumun madencilik faaliyetleri hakkında bilgilendirilmesi ve sivil topluma danışma mekanizmaları etkin hale getirilmelidir.
Çevresel zorlukların yanı sıra, hammadde ihracatının ekonomik etkileri durumu daha da karmaşık bir hale getirmektedir. Ekonomik olarak az gelişmiş ama kaynaklar bakımından zengin ülkelerin çoğu, genellikle kritik mineralleri işleyip katma değerli ürünler haline getirmekte zorlandıkları için, işlenmemiş hammadde olarak ihraç etmektedirler. Düşük değerli bu ihracata olan bu bağımlılık, başka bir deyişle doğal kaynakların zenginliğinden tam manasıyla yararlanılamaması, bu ülkelerin ekonomik büyümesini engellemekte ve nihai olarak küresel fiyat dalgalanmalarına sebep olmaktadır. Bu nedenle, söz konusu ülkeler potansiyel faydaların sadece küçük bir kısmını elde etmekte ve önemli istihdam yaratma fırsatlarını kaybetmektedirler. Bu bağlamda, ülkemizin aynı sorunlardan mustarip olmasının önüne geçebilmek için kritik mineralleri işleyen tesisler geliştirmeye odaklanılmalıdır.
- Tedarik Zinciri Riskleri ve Stratejik Önlemler
Kritik minerallere karşı artan talep, beraberinde tedarik zinciri zafiyetleri ve jeopolitik gerilimler dâhil olmak üzere yeni zorlukları da beraberinde getirmektedir. Avrupa'nın ithalata olan bağımlılığı ve kritik minerallerin ihracatının ve üretimin belirli ülkelerin tekelinde olması, enerji kaynaklarının tedarik zinciri risklerini arttırmaktadır. Avrupa Komisyonu'na göre "Avrupa'nın nadir toprak elementlerinin tedariğinin %100'ünü Çin, bor tedarikinin %95'ini Türkiye ve platin tedarikinin %71'ini ve platin grubu metalleri iridyum, rodyum ve rutenyumun daha da yüksek bir payını Güney Afrika karşılamaktadır". Kritik mineraller bakımından zengin ve kritik hammadde üretiminde önde gelen diğer ülkeler arasında Japonya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Endonezya yer almaktadır. Bu dışa bağımlılık, AB'yi enerji kaynaklarına erişimi güvence altına almak için harekete geçmeye itmektedir. AB, tedarik zincirinin dayanıklılığını arttırmak için kritik hammaddelere erişimi sağlamlaştırmaya odaklanan bir eylem planı olan Kritik Hammaddeler yürürlüğe koymuştur.
AB'nin yanı sıra diğer ülkeler de başta Çin'le olmak üzere olası ticaret savaşlarından kaçınmak için bağımsız olarak kendi strateji planlarını tasarlamaktadırlar. Geçtiğimiz yıl, tedarik zincirinde sürdürülebilirliği sağlamak için AB ve ABD arasında Kritik Hammaddeler Anlaşması hakkında müzakereler başlamıştır. Güney Kore ve Avustralya arasında imzalanan bir başka uluslararası mutabakatta ise yenilenebilir enerjide, yapay zekada, savunma sektöründe ve kritik mineraller tedarik zincirinde işbirliğini güçlendirmek amaçlanmaktadır.
Türkiye, bor rezervleri bakımından zengin olmakla beraber, diğer temel kaynakların temin edilmesinde ithalata bağımlı kalmaya devam etmektedir. 2024 yılında, Beylikova Eskişehir'de dünyanın ikinci en büyük nadir toprak elementi rezervini keşfedilmiştir. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'na göre bu rezerv yılda 570.000 ton mineral işleme kapasitesi ile Türkiye'yi küresel ölçekte nadir toprak elementleri alanında önemli oyunculardan biri haline getirecektir. Beylikova'daki bu keşif, Türkiye'nin enerji sektöründe ihracatçı konumuna gelmesi ve ülkeyi elektrikli araçlar ve yenilenebilir enerji teknolojilerinde önemli bir konuma getirmesi için atılmış önemli bir adım olarak görülmektedir. Ancak AB'nin aksine, Türkiye, henüz kritik minerallerin tedarik zincirindeki riskleri önleyici bir yasal tedbir almamıştır.
Türkiye, doğal kaynaklar ve madencilik alanlarında işbirliğini arttırmak için iki uluslararası mutabakat imzalamıştır. 16 Ekim 2024'te Türkiye ve Çin arasında özellikle kritik mineraller olmak üzere madencilik alanında işbirliğini güçlendirmeyi amaçlayan "Doğal Kaynaklar ve Madencilik alanlarında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptı" imzalanmıştır. Bir sonraki hafta 22 Ekim 2024 tarihinde de Türkiye ile Nijer, Türk kamu ve özel sektör şirketlerini Nijer'de madencilik sektörüne yatırım yapmaya ve faaliyet göstermeye teşvik etmek amacıyla "Madencilik Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptı" imzalanmıştır.
- İleriye Doğru
Gelecekte kritik minerallere yönelik taleplerin muazzam derecede artması beklenmektedir. Birçok ülke bu talebi karşılamak için önlemler almakta, politikalar uygulamakta ve tedarik zinciri risklerini yönetebilmek için planlar geliştirmektedir. Türkiye de uluslararası anlaşmaları ve yatırım teşvikleri ile yeşil dönüşüme ayak uydurmaya çalışsa da küresel gelişime ayak uydurabilmek ve stratejik hammaddeleri yönetmek için kritik minerallere ilişkin hala kapsamlı bir ulusal yasal düzenlenmeye ihtiyaç duyulmaktır. Bununla birlikte, Türkiye sürdürülebilir ekonomik büyümeyi sağlamak için daha fazla katma değer sağlamak amacıyla yerli maden işleme tesislerine yatırım yapmalı ve aşırı madencilik faaliyetlerinden kaynaklanan sosyal çevresel sorunları ele almak için çevresel düzenlenmeler yürürlüğe koymalıdır.
ELEKTRİKLİ ARAÇ ŞARJ İSTASYONLARINA İLİŞKİN YÖNETMELİKLER: KARŞILAŞTIRMALI BİR ANALİZ
Türkiye, 2053 yılına kadar net sıfır karbon emisyonu hedefini açıkladı. Bu dönüşüm, günlük hayatımızın kilit bir bileşeni olan ulaşımı da içeriyor. Bu amaçla Türkiye, elektrikli araçların birincil ulaşım aracı olarak benimsenmesi yönündeki çabalarını hızlandırma yoluna gidiyor. Bunun önemli bir adımı ise elektrikli araç şarj altyapısının yaygınlaştırılması. Bu geçişi sağlamak için Türkiye, 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu, 2 Nisan 2022 tarihli ve 31797 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Şarj Hizmeti Yönetmeliği, 22 Şubat 2018 tarihli ve 30340 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Otopark Yönetmeliği, 3 Temmuz 2017 tarihli ve 30113 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği gibi bir dizi kanun ve yönetmeliği kabul etmiş ve mevcut mevzuatta önemli revizyonlar gerçekleştirmiştir.
Bu yazımızda, öncelikle Türkiye'deki mevcut elektrikli araç pazarı ve pazarda karşılaşılan güncel zorluklar kısaca ele alınacaktır. Daha sonra, Avrupa Birliği'nde elektrikli araç şarj mevzuatına ilişkin son yasal gelişmeler incelenecektir: 24 Nisan 2024 tarihinde revize edilen Binalarda Enerji 2023 tarihinde revize edilen Yenilenebilir Enerji Direktifi II.
Bu yazı, Avrupa Birliği ve Türkiye'deki elektrikli araç şarj mevzuatı için karşılaştırmalı bir analiz sunmak üzere hazırlanmış, iki bölümden oluşan dizimizin ikinci bölümüdür.
- TÜRKİYE'DE ELEKTRİKLİ ARAÇ ŞARJ DÜZENLEMELERİ
Türkiye'de elektrikli araç ("EA") şarjı esas olarak Şarj Hizmeti Yönetmeliği ile düzenlenmektedir. Bu yönetmelik, 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu kapsamında elektrik enerjisi ve kapasite alım, satım veya ticareti faaliyetleri için oluşturulan lisans rejiminden farklı olarak elektrikli araç şarjı için ayrı bir lisans rejimi oluşturmaktadır. Elektrikli araç şarjına ilişkin diğer kilit mevzuat arasında Otopark Yönetmeliği, Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği ve Ulaşımda Enerji Verimliliğinin Artırılmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik yer almaktadır.
1.A. Şarj Hizmeti Yönetmeliği
1.A.a. Elektrikli Araç Şarjının Tanımı
Şarj Hizmeti Yönetmeliği, elektrikli araç şarj hizmetini "elektrikli araçların akü, pil, kondansatör ve benzeri enerji depolayan ekipmanlarını şarj etmek üzere ticari amaçla ve bedeli mukabilinde gerçekleştirilen kablolu veya kablosuz enerji aktarımı" olarak tanımlamaktadır. Şarj hizmeti kapsamında elektrikli araç şarjı, elektrik enerjisinin perakende satışı değil, bir hizmet olarak kabul edilmektedir.
Ayrıca, Şarj Hizmeti Yönetmeliği Madde 21 (3), şarj hizmeti kapsamında kullanıcılara tedarik edilen elektrik enerjisinin Elektrik Piyasası Kanunu kapsamında bir "elektrik tedarik faaliyeti" olarak değerlendirilmediğini açıkça ortaya koymaktadır.
1.A.b. Elektrikli Araç Şarj Yönetmeliğindeki Kilit Aktörler
Elektrikli araç şarjı alanında iki önemli aktör bulunmaktadır:
- Şarj Ağı İşletmecisi: "Elektrikli araç kullanıcılarına, şarj ağına erişim açarak şarj hizmeti sağlayan ve şarj ağının işletmesini gerçekleştiren lisans sahibi tüzel kişi",
- Şarj İstasyonu İşletmecisi: "Şarj ağı işletmecisinden almış olduğu sertifika kapsamında şarj istasyonlarını yerinde işleten ve üçüncü taraflara bu şarj istasyonunda şarj hizmeti sağlayan gerçek veya tüzel kişi".
1.A.c. Lisanslama Gereklilikleri ve Yaptırımlar
Elektrik Piyasası Kanunu'nun Ek 5. Maddesinin 5. Fıkrası uyarınca şarjlı şebeke işletmecileri, Elektrik Piyasası Kanunu'nda yer alan iletim, üretim, dağıtım vb. diğer lisans sahiplerinin hak ve yükümlülüklerinden muaftır. Şarj Hizmeti Yönetmeliği'nin 21 (3) maddesinde de şarj hizmeti kapsamında kullanıcıya temin edilen elektriğin bir elektrik tedarik faaliyeti olarak değerlendirilmediği açıkça belirtilmektedir.
Şarj şebekesi işletmecisi lisans sahibinin sadece kanuna ve yönetmeliğe aykırı faaliyetleri nedeniyle tabi olacağı yaptırımları ve bu yaptırımların uygulanmasına ilişkin usulü düzenleyen Elektrik Piyasası Kanunu'nun 16. maddesi kapsamında olduğu düzenlenmiştir.
EPDK, Şarj Hizmeti Yönetmeliği Madde 6 (3) kapsamında öngörülen şartları yerine getiren şirketlere şarj ağı işletmeci lisansı vermektedir. Şarj hizmeti lisansının kendisi devredilemez. Bununla birlikte, şarj ağı operatörleri, şarj istasyonu operatörlerine sınırlı bir kapsamda şarj istasyonlarını işletmeleri için lisans verebilir. Lisans sistemi, şarj ağı operatörlerinin ağlarını genişletmelerine olanak sağlamaktadır. Şarj Hizmeti Yönetmeliği'nin 20. maddesi uyarınca, şarj ağı işletmeci lisansının verilmesi, sona ermesi ve iptaline ilişkin hükümleri belirleyebilir ve bu hükümleri internet sitelerinde ilan edebilir. Bir şarj ağı operatörü ile bir şarj istasyonu operatörü arasında bir sertifikasyon ilişkisinin kurulması, şarj ağı operatörlerinin yükümlülüklerini ve sorumluluklarını ortadan kaldırmaz.
1.A.d. Fiyatlandırma
Elektrik Piyasası Kanunu Ek Madde 5 (3), şarj hizmeti fiyatlarının EPDK tarafından hazırlanan yönetmeliğe uygun olarak serbestçe belirlenmesini öngörmektedir. Ancak, Şarj Hizmeti Yönetmeliği'nin 25. Maddesi, ücretlendirmedeki bu serbestliğe iki kısıtlama getirmektedir.
İlk olarak, sunulan şarj hizmeti karşılığında, şarj hizmet bedeli üzerinden hesaplanan fiyat dışında, bağlantı ücreti, işlem başlatma ücreti, şarj ekipmanı kullanım ücreti gibi herhangi bir ad altında ayrı bir ücret talep edilemeyeceği düzenlenmiştir. İkinci olarak, şarj şebekesi işletmecileri sadakat sözleşmesi akdettikleri kullanıcılardan sözleşme ücreti veya üyelik ücreti gibi herhangi bir isim altında sadakat sözleşmesi kapsamında ayrı bir ücret talep edemeyeceklerdir.
1.B. Otopark Yönetmeliği
Otopark Yönetmeliği, yeni binalarda ve yeni alışveriş merkezlerinde zorunlu elektrikli araç şarj istasyonları getirmektedir. Zorunlu park yeri sayısı 20 veya daha fazla olan yeni binalarda, 1'den az olmamak üzere zorunlu park yerlerinin en az %5'inde elektrikli araç şarj istasyonu bulunmalıdır. Yeni otoparklarda ve alışveriş merkezlerinin otoparklarında, park yerlerinin en az %10'unda elektrikli araç şarj istasyonu bulunmalıdır. Otopark Yönetmeliği ayrıca, otuz bin metrekareden büyük alışveriş merkezlerinde kurulacak şarj ünitelerinin ve yetmiş bin metrekareden büyük alışveriş merkezlerinde en az iki tanesinin ilgili standartlara göre hızlı şarj kapasitesine sahip olmasını gerektirmektedir.
Otopark Yönetmeliği tarafından belirlenen gereklilikler önemli olmakla birlikte, yalnızca yeni binaları ilgilendirmektedir.
1.C. Ulaşımda Enerji Verimliliğinin Artırılmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik
Ulaşımda Enerji Verimliliğinin Artırılmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik, belediyeleri sürdürülebilir bir ulaşım sistemi kurmak için gerekli yasal araçlarla donatıyor. Yönetmelik, belediyeleri elektrikli araçların otoparklarda ve caddelerde şarj edilebilmesini sağlayacak altyapı planları oluşturmakla görevlendiriyor. Yönetmelik ayrıca belediyelerin, belirli emisyon sınıflarındaki araçların girişinin yasaklandığı veya kısıtlandığı düşük karbon emisyonlu bölgeler oluşturmasına da olanak tanıyor.
Bazı belediyeler kentsel hareketlilik planlarını uygulamaya başladı bile. İstanbul Belediyesi, Eminönü Tarihi Yarımadası ve Kadıköy, Moda'yı pilot düşük emisyon bölgeleri; Beşiktaş, Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Nişantaşı'nı ise pilot elektrikli bisiklet ve scooter proje bölgeleri olarak belirleyen İstanbul Sürdürülebilir Kentsel Hareketlilik Planı'nı yayınladı.
- AB'DE ELEKTRİKLİ ARAÇ ŞARJ DÜZENLEMELERİ
AB'de elektrikli araç şarjına ilişkin başlıca mevzuatlar, Nisan 2024'te yürürlüğe girecek olan Alternatif Yakıtlar Altyapı Yönetmeliği ("AFIR") ve Mayıs 2024'te yürürlüğe girecek olan Enerji Bina Performansı Direktifi'dir ("EBPD"). Bu iki mevzuat da AB'nin 55'e Uyum stratejisi açısından büyük önem taşımaktadır. AFIR bir , yani tüm Üye Devletlerde doğrudan uygulanabilirken, EBPD bir direktiftir, yani Üye Devletler bireysel olarak benimseyen yasalar çıkaracaktır. Bu şekilde AFIR homojen bir uygulama sağlarken EBPD hala bir miktar yasal heterojenlik riski taşımaktadır.
2.A. Alternatif Yakıtlar Altyapı Yönetmeliği
AFIR'in iki temel hedefi vardır: (i) alternatif yakıtlı araçların yeniden şarj edilmesi veya yakıt ikmali için yeterli bir altyapı ağının kurulmasını sağlamak, (ii) AB genelinde tam bir birlikte çalışabilirlik sağlamak. Bu amaçla, şarj istasyonlarının nerede ve nasıl konuşlandırılması gerektiğini belirleyen bağlayıcı hedefler getirmektedir. 2025 yılına kadar, çekirdek Trans-Avrupa Ulaşım Ağı ("TEN-T") boyunca her 60 kilometrede bir şarj istasyonu bulunmalıdır. Bu gereklilik 2030 yılına kadar daha geniş kapsamlı TEN-T ağını kapsayacaktır. Kentsel alanlar da ele alınmakta olup, Üye Devletlerin şehirlerde ve banliyölerde yeterli şarj altyapısını sağlamak için ulusal planlar sunmaları gerekmektedir.
AFIR, ayrıca ağır hizmet araçlarını ("HDV'ler") da dikkate almaktadır. HDV'ler için tasarlanan ve daha yüksek enerji ihtiyaçlarını karşılayabilen şarj istasyonları, temel TEN-T güzergâhlarında her 120 kilometrede bir kurulmalıdır. Ayrıca, kentsel ve lojistik merkezler, ticari ve uzun mesafeli araçlara yönelik altyapı için kritik alanlar olarak tanımlanmaktadır.
AFIR, ayrıca teknik standardizasyonun önemini de vurgulamaktadır. Hafif hizmet araçları Kombine Şarj Sistemi standartlarına uymak zorundayken, HDV'ler Megawatt Şarj Sistemini kullanacaktır. Yönetmelik, kredi ve banka kartları gibi standartlaştırılmış ödeme yöntemleri ve istasyon mevcudiyeti ve fiyatlandırma hakkında gerçek zamanlı bilgiler yoluyla birlikte çalışabilirliği ve kullanıcı kolaylığını zorunlu kılmaktadır. Bu tedbirler, şarj erişiminin önündeki engelleri ortadan kaldırmayı ve sorunsuz bir kullanıcı deneyimini teşvik etmeyi amaçlamaktadır.
Üye Devletler ilerlemeyi izlemek ve altyapı dağıtımlarını detaylandıran iki yıllık raporlar sunmakla yükümlüdür. Bu raporlar hesap verebilirliği sağlayacak ve hedeflere etkin bir şekilde ulaşılması için gerekli ayarlamaların yapılmasını mümkün kılacaktır. Sürdürülebilirlik, AFIR'in şarj için yenilenebilir enerji kullanımını, akıllı şebeke sistemleriyle entegrasyonu ve şebeke yükünü azaltmak için enerji depolama çözümlerinin birlikte yerleştirilmesini teşvik etmesiyle bir başka temel odak noktasıdır.
2.B. Binalarda Enerji Performansı Direktifi
EPBD, binaların mobilitenin geleceğindeki kilit rolünü kabul etmekte ve elektrikli araç şarj altyapısının binalara entegrasyonuna odaklanarak AFIR'i tamamlamaktadır. EBPD, yeni ve yenilenmiş binalar için net gereklilikler belirlemekte ve elektrikli araç kullanıcılarının erişilebilir şarj seçeneklerine sahip olması gerektiği anlamına gelen "priz hakkı"nı tanımaktadır.
Öncelikle, EPBD, 2025 yılına kadar 3'ten fazla park yeri olan tüm yeni ve yenilenmiş konut binalarında en az 1 şarj istasyonu ve yirmiden fazla park yeri olan tüm konut dışı binalarda her 10 park yeri için en az bir şarj noktası bulunmasını zorunlu kılmaktadır. İkinci olarak, EPBD ön kablolama kavramını getirmektedir. EBPD kapsamında, tüm yeni konut binaları ve ondan fazla park yeri olan büyük tadilatlardan geçenler, her park yeri için ön kablolama içermelidir. Bu önlem, ek güçlendirme maliyetlerine maruz kalmadan gelecekteki elektrikli araç şarj istasyonlarına hazır olmayı sağlar.
Direktif ayrıca akıllı şarj özelliklerini ve araçtan şebekeye teknolojilerine hazır olmayı da teşvik etmektedir. Bu özellikler yük yönetimini mümkün kılarak şarj altyapısının şebekeye aşırı yük bindirmeden verimli bir şekilde çalışmasını sağlar. Bu tür yeteneklere sahip binalar, araçları enerji depolama birimleri olarak kullanarak şebeke istikrarına ve enerji optimizasyonuna katkıda bulunabilir.
- Türkiye ve AB'deki Mevzuatın Karşılaştırmalı Analizi
Türkiye'deki ve AB'deki mevzuatın karşılaştırmalı bir analizi önemli zıtlıklar ortaya koymaktadır. Öncelikle, Şarj Hizmeti Yönetmeliği bir lisans rejimi getirmekte ve işletmeci yükümlülüklerinin ana hatlarını çizmekte, ancak şarj ağı işletmecilerinin 6 ay içinde 50 şarj istasyonu kurma yükümlülüğü dışında herhangi bir elektrik dağıtım yükümlülüğü getirmemektedir. İkinci olarak, EBPD, Otopark Yönetmeliği'nden daha kapsamlı hedefler getirmektedir.
Kısacası, Şarj Hizmeti Yönetmeliği ve Otopark Yönetmeliği iyi bir başlangıç noktası olsa da, elektrikli araçların yaygınlaşmasının desteklenmesi için gerekli olan kapsamlı yasal çerçeveye sahip olmak için Türkiye'nin önünde hala uzun bir yol var.
Footnotes
1 Basınçlı Su Reaktörleri
2 Basınçlı Ağır Su Reaktörü
3 Basınçlı Hafif Su Reaktörleri
4 Basınçlı Su Reaktörleri
5 Basınçlı Su Reaktörleri
6 Basınçlı Su Reaktörleri
7 Yüksek Sıcaklık Reaktörleri
8 Basınçlı Su Reaktörleri
9 Hızlı Nötron Reaktörü
The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.